Kürtçe yasağının en güzel yanıdır belki, Ahmet Kaya şarkıları. Kürtçe serbest olsaydı da bu şarkıları anlamasaydık çok üzülürdüm şüphesiz. Belki de anlamadığım için üzülmezdim ve gereksiz şişirilmiş bir sanatçı olarak görürdüm. Bu kadar bencillik yeter. Geleyim asıl konuya, bu adamın bir şarkısı beni aylar sonra yazmaya itti; "Kendine İyi Bak". Aslında bakınca artık asaletini yitirmiş bir kalıp gözükse de şarkı o kadar yoğun ki kelimeler yetersiz kalır.
https://www.youtube.com/watch?v=c4SA9IcDrrY
Şarkı bu. Ee ne öğretti bu şarkı Enes'e?
Aslında bazen "olmamalı" dediğimiz olayları, kaybedişleri, ayrılıkları düşündürdü. Acaba kaybetmekten korktuğumuz için mi "olmamalı" dedik yoksa gerçekten gidenin gitmemesi mi gerekiyordu? Aslında ayrılığın adı "ayrılık" değil de yeni bir macera olsaydı, yada ne bileyim kaybediş dediklerimizi aslında yeni bir fırsat olarak görseydik bu kadar ısrarcı olur muyduk? Bence hayır. En azından kendim adına konuşursam, ben olmazdım. Kendine iyi bak der geçerken tek endişe edeceğim şey şarkıda bahsedilen "düşman olma" ihtimali olurdu. Yani demem o ki insan bazen sadece kaybetmiş olmamak için at gözlüğü takıyor. O kaybedişin bir diriliş olmadığını görmek gerekiyor. Nereden nereye bağladım bilmiyorum ama iyi geldiği kesin. Bu arada, "Beni düşünme, su akar yatağını bulur".
Bloggerlık çok uzun süredir ilgimi çekmekteydi. Üşengeçlik ve yayın için sabit bir konu bulmakta zorlanmam sürekli blog yaşamına geçişimi ileri bir tarihe erteledi. Hala sabit bir konu olmasa da ben aklıma gelenleri, ilgimi çekenleri, aykırı gelenleri yazacağım. Hadi hayırlısı...
10 Eylül 2012 Pazartesi
9 Nisan 2012 Pazartesi
İyi vs Mutlu
21 yaşındayım. Bu vakte kadar binlerce karar vermişimdir. Kararlarım ise binlerce farklı yola sokmuştur beni. Geldiğim yere ve çevremdekilere bakılacak olursa iyi kararlar verdiğim söylenebilir. Ama... Kim demiş "iyi" kararların insanı "mutlu" edeceğini? Kararlarım neticesinde uzun süre "şahane" görünüp aslında "mutsuz" olduğumu benden iyi kim bilir ki? Oturup düşününce fark ediyor insan, daha iyi anlıyor, en "iyi" kararın kendisi tarafından verilmiş karar olduğunu... Çoğu zaman yakınımdakilerin istedikleri, hissettikleri doğrudur varsayımından yola çıktım oysaki. Aslında beni zerre kadar tanımayan ve kafasındaki ben'i kafasındaki ben için çizdikleri yoldan yürütmeye çalışanlar kararlarımı sorguladılar, saptırdılar. Minnettarım, "iyi" kararlar aldırdınız ama "mutlu" edemediniz.
9 Eylül 2010 Perşembe
22 Haziran 2010 Salı
elveda
Benim sen de keşfedipte senin kendinde göremediğin şeyin hayal kırıklığını yaşıyorum. Sen içinde doğmakta olan sevgimin, ki ancak insan doğduğu yere sadık olabilir, melankolik sancılarını çekemedin... Emin ol sen beni anlamaya çalışırken ben de senin gibi seni anlamaya çalıştım ve bu yüzden bu bir son elvada... Bir gün gözlerimin içine bakabildiğin için şanslı olacaksın ve belki de ben hayatımın geri kalanında bunun için birşeyleri başarmış olacağım...
16 Mayıs 2010 Pazar
Ne Zaman?
İnsanoğlu "hayatın kolay olacağına dair" verilmiş bir söz varmışcasına isyan ediyor... "Neden olmadı?", "Ne zaman?", "Yeter artık!" alışıldık laflarımız değil mi? İyi de kimse bize hayat mükemmel olacak demedi ki? Hem neden insanlar kolay olan şeylerden zevk alıyor anlamıyorum. Haketmek, elde etmek için uğraşmak değil mi aslında haketmeye çalıştığın şeyden zevkli olan? Bana göre öyle. Mutluluk, aşkda -ne kadar inanmasam da- öyle. Onun için uğraşmayı gerektirir ve onun için uğraşırken gerçek aşkın/mutluluğun aslında uğraşmak olduğunu görürsün. Düşünün elde ettiklerinizin akıbetini... İşte aşk/mutluluk bu yüzden kaçar insanlardan, akıbetini düşünür... Ne zaman ki sadakatinizi gösterir ona tatlı dille yaklaşırsanız gelir kırmaz sizi/bizi... Aksi halde aşağıdaki dizelerde anlatılana mahkumuz...
Sen soğuk kış güneşine bakarken çöl ateşi yakacak beni
Mesafelere dolanacak iklimler
Ayrı ayrı yerlerde, başka insanlar, başka nefesler
Ama hep uykusuz geceler.
17 Mart 2010 Çarşamba
Bir Yönetmenin Doğuşu
Öncelikle belirtmek isterim ki kendisi benden hakettiği dayağı yemiştir. Şaka bir tarafa Yiğit arkadaşımız bir senede gerçekten hiç kendisinden beklenmedik bir şekilde kendisini aşırı derecede geliştirdi. Bunda gerek iş hayatına atılması gerek yeni yaşının getirdiği olgunluk şüphesiz ki çok etkili oldu. Geçenlerde dalga geçtiğim bir tiyatro çalışmasına atıldı...
Atıldı atılmasına da hep yapamayacağını söyledim. Aslında ikimizde biliyorduk yapabileceğini sadece takılıyorduk birbirimize. Tiyatro altyapısı zaten var olan arkadaşım geçen sene tiyatro oyunu yazmasını da geliştirerek bu sene enfes bir oyun çıkardı ortaya. Tabi ki ona yardım eden birsürü insan vardı ama iskelet tamamiyle kendisine aitti. Ayrıca organizasyonu da kendisi üstlenerek gerek müzik olsun gerek geçişler olsun izlemekten zevk alınan ve eminim ki okul dışında yapılsa insanların para verip gösteri sonunda "Verdiğimiz para helal olsun" dedirtecek bir oyun çıkardı ortaya... Kendisini tebrik ediyorum ve şımarmamasını temenni ediyorum. Oyuncu arkadaşları da tebrik etmek boynumun borcu tabii. Özellikle nabi (özellikle adı küçük) ve Şerafettin'i...
Atıldı atılmasına da hep yapamayacağını söyledim. Aslında ikimizde biliyorduk yapabileceğini sadece takılıyorduk birbirimize. Tiyatro altyapısı zaten var olan arkadaşım geçen sene tiyatro oyunu yazmasını da geliştirerek bu sene enfes bir oyun çıkardı ortaya. Tabi ki ona yardım eden birsürü insan vardı ama iskelet tamamiyle kendisine aitti. Ayrıca organizasyonu da kendisi üstlenerek gerek müzik olsun gerek geçişler olsun izlemekten zevk alınan ve eminim ki okul dışında yapılsa insanların para verip gösteri sonunda "Verdiğimiz para helal olsun" dedirtecek bir oyun çıkardı ortaya... Kendisini tebrik ediyorum ve şımarmamasını temenni ediyorum. Oyuncu arkadaşları da tebrik etmek boynumun borcu tabii. Özellikle nabi (özellikle adı küçük) ve Şerafettin'i...
11 Mart 2010 Perşembe
Üniforma
Lise son sınıfa kadar dershane hayatına yabancı olan birisi olarak yeni yeni öğrendiğim birkaç şey var ki en önemlisi belki de üniformanın ağırlığı. Normal bir öğrenci gibi, olması gereken şekilde düzgün ve kurallara uygun şekilde giyinirim. Yaklaşık 5-6 aydır dershanede "Okul hayatımın toplamı" kadar ders çalıştım. Çalışmakla kalmadım binlerce soru çözdüm... Ama gelin görünki bir günden bir güne yorulmadım.
Okul üniforması ile geçirdiğim bir elin parmakları kadar saatte yaşadığım yorgunluğu inanın 1 hafta çalışınca dahi yaşamadım. Neden diye sordum birkaç kere kendime. galiba buldum "Üniforma"... Bugün misal sabah 9'dan akşam 7e kadar ders işleyip test çözdüm - ki burda da bir yanlışlık var ona da sonra değiniriz- ama 5 saatlik okul yorgunluğunun 4/1'i yok üzerimde. Üniforma insanı köleleştiren,"başka köpeklere karışmasın diye renkli tasma takılan" köpeklere benzettiren giysiler bütünü bence. 21.Yüzyıla gelinmiş bir dünyada insanların gelişmiş teknolojik bilgilerle, uzaya hakim olma planlarıyla uğraşacaklarına birkaç bez parçasına anlam yüklemekle uğraşmaları saçma değil midir sizce de? Üniforma aslında, gelişmemiş ülkelerde ailelerin ekonomik sınıf farkını en azından okulda ortadan kalkması için uygulanan bir yöntem. ama bu Türkiye için geçerli olmamalı! Neden mi? En fakirinin üstünde bile Adidas, Nike vb bir sürü marka varken bu yöntem kendinizi kandırmaktan öteye gitmez. Tabi ki üniforma olayı makyajla ayrı tutulmalı ve insanlar boyalı tenleriyle oturmamalı sıralara. Üniformanın öğrenciye yüklediği anlamsız ve bir o kadarda gereksiz ağırlık, gelecek nesillere zarardan başka hiçbirşey sağlamadığı gün gibi aşikar... Hala ne diye giyeriz şu "amblemli gereksizleri" ?
Okul üniforması ile geçirdiğim bir elin parmakları kadar saatte yaşadığım yorgunluğu inanın 1 hafta çalışınca dahi yaşamadım. Neden diye sordum birkaç kere kendime. galiba buldum "Üniforma"... Bugün misal sabah 9'dan akşam 7e kadar ders işleyip test çözdüm - ki burda da bir yanlışlık var ona da sonra değiniriz- ama 5 saatlik okul yorgunluğunun 4/1'i yok üzerimde. Üniforma insanı köleleştiren,"başka köpeklere karışmasın diye renkli tasma takılan" köpeklere benzettiren giysiler bütünü bence. 21.Yüzyıla gelinmiş bir dünyada insanların gelişmiş teknolojik bilgilerle, uzaya hakim olma planlarıyla uğraşacaklarına birkaç bez parçasına anlam yüklemekle uğraşmaları saçma değil midir sizce de? Üniforma aslında, gelişmemiş ülkelerde ailelerin ekonomik sınıf farkını en azından okulda ortadan kalkması için uygulanan bir yöntem. ama bu Türkiye için geçerli olmamalı! Neden mi? En fakirinin üstünde bile Adidas, Nike vb bir sürü marka varken bu yöntem kendinizi kandırmaktan öteye gitmez. Tabi ki üniforma olayı makyajla ayrı tutulmalı ve insanlar boyalı tenleriyle oturmamalı sıralara. Üniformanın öğrenciye yüklediği anlamsız ve bir o kadarda gereksiz ağırlık, gelecek nesillere zarardan başka hiçbirşey sağlamadığı gün gibi aşikar... Hala ne diye giyeriz şu "amblemli gereksizleri" ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


