16 Mayıs 2010 Pazar

Ne Zaman?

İnsanoğlu "hayatın kolay olacağına dair" verilmiş bir söz varmışcasına isyan ediyor... "Neden olmadı?", "Ne zaman?", "Yeter artık!" alışıldık laflarımız değil mi? İyi de kimse bize hayat mükemmel olacak demedi ki? Hem neden insanlar kolay olan şeylerden zevk alıyor anlamıyorum. Haketmek, elde etmek için uğraşmak değil mi aslında haketmeye çalıştığın şeyden zevkli olan? Bana göre öyle. Mutluluk, aşkda -ne kadar inanmasam da- öyle. Onun için uğraşmayı gerektirir ve onun için uğraşırken gerçek aşkın/mutluluğun aslında uğraşmak olduğunu görürsün. Düşünün elde ettiklerinizin akıbetini... İşte aşk/mutluluk bu yüzden kaçar insanlardan, akıbetini düşünür... Ne zaman ki sadakatinizi gösterir ona tatlı dille yaklaşırsanız gelir kırmaz sizi/bizi... Aksi halde aşağıdaki dizelerde anlatılana mahkumuz...

Sen soğuk kış güneşine bakarken çöl ateşi yakacak beni
Mesafelere dolanacak iklimler
Ayrı ayrı yerlerde, başka insanlar, başka nefesler
Ama hep uykusuz geceler.

17 Mart 2010 Çarşamba

Bir Yönetmenin Doğuşu

Öncelikle belirtmek isterim ki kendisi benden hakettiği dayağı yemiştir. Şaka bir tarafa Yiğit arkadaşımız  bir senede gerçekten hiç kendisinden beklenmedik bir şekilde kendisini aşırı derecede geliştirdi. Bunda gerek iş hayatına atılması gerek yeni yaşının getirdiği olgunluk şüphesiz ki çok etkili oldu. Geçenlerde dalga geçtiğim bir tiyatro çalışmasına atıldı...


Atıldı atılmasına da hep yapamayacağını söyledim. Aslında ikimizde biliyorduk yapabileceğini sadece takılıyorduk birbirimize. Tiyatro altyapısı zaten var olan arkadaşım geçen sene tiyatro oyunu yazmasını da geliştirerek bu sene enfes bir oyun çıkardı ortaya. Tabi ki ona yardım eden birsürü insan vardı ama iskelet tamamiyle kendisine aitti. Ayrıca organizasyonu da kendisi üstlenerek gerek müzik olsun gerek geçişler olsun izlemekten zevk alınan ve eminim ki okul dışında yapılsa insanların para verip gösteri sonunda "Verdiğimiz para helal olsun" dedirtecek bir oyun çıkardı ortaya... Kendisini tebrik ediyorum ve şımarmamasını temenni ediyorum. Oyuncu arkadaşları da tebrik etmek boynumun borcu tabii. Özellikle nabi (özellikle adı küçük) ve Şerafettin'i...

11 Mart 2010 Perşembe

Üniforma

Lise son sınıfa kadar dershane hayatına yabancı olan birisi olarak yeni yeni öğrendiğim birkaç şey var ki en önemlisi belki de üniformanın ağırlığı. Normal bir öğrenci gibi, olması gereken şekilde düzgün ve kurallara uygun şekilde giyinirim. Yaklaşık 5-6 aydır dershanede "Okul hayatımın toplamı" kadar ders çalıştım. Çalışmakla kalmadım binlerce soru çözdüm... Ama gelin görünki bir günden bir güne yorulmadım.


Okul üniforması ile geçirdiğim bir elin parmakları kadar saatte yaşadığım yorgunluğu inanın 1 hafta çalışınca dahi yaşamadım. Neden diye sordum birkaç kere kendime. galiba buldum "Üniforma"... Bugün misal sabah 9'dan akşam 7e kadar ders işleyip test çözdüm - ki burda da bir yanlışlık var ona da sonra değiniriz- ama 5 saatlik okul yorgunluğunun 4/1'i yok üzerimde. Üniforma insanı köleleştiren,"başka köpeklere karışmasın diye renkli tasma takılan" köpeklere benzettiren giysiler bütünü bence. 21.Yüzyıla gelinmiş bir dünyada insanların gelişmiş teknolojik bilgilerle, uzaya hakim olma planlarıyla uğraşacaklarına birkaç bez parçasına anlam yüklemekle uğraşmaları saçma değil midir sizce de? Üniforma aslında, gelişmemiş ülkelerde ailelerin ekonomik sınıf farkını en azından okulda ortadan kalkması için uygulanan bir yöntem. ama bu Türkiye için geçerli olmamalı! Neden mi? En fakirinin üstünde bile Adidas, Nike vb bir sürü marka varken bu yöntem kendinizi kandırmaktan öteye gitmez. Tabi ki üniforma olayı makyajla ayrı tutulmalı ve insanlar boyalı tenleriyle oturmamalı sıralara. Üniformanın öğrenciye yüklediği anlamsız ve bir o kadarda gereksiz ağırlık, gelecek nesillere zarardan başka hiçbirşey sağlamadığı gün gibi aşikar... Hala ne diye giyeriz şu "amblemli gereksizleri" ?

28 Aralık 2009 Pazartesi

İsyan…

İşin cıvkı çıktı artık, ya geleceksin bitecek bu hasretim yada bana sabır, mide bulantısı ilacı, dayanma azmi, baş ağrısı için bitkisel bir karışım, geceleri uyumak için uyku hapı, daha az düşünmemi sağlıyacak bir formül, birkaç avutmalık şarkı, biraz irade, azıcık gurur, iştah arttırıcı birkaç püf noktası, seni görmemem için bir at gözlüğü, mutlu görünmek için bikaç maske, bi’ miktar peçete ve bir aşığın sevdiğini unutabilmesi için gereken şeylerden minimum miktarda bulup getireceksin. Bendekiler anca 7 ay dayandı….

ama biliyorum sen zoru seversin…

15 Kasım 2009 Pazar

Erken tatil yolda

Milli Eğitim Bakanlığı bir anda H1N1 (domuz gribi) ‘den ölen 20 kişiden sonra işin ciddiye bineceğini anladı ve alınan önlemlere ek olarak birde erken sömestır tatili düşünüyor. Büyük ihtimal 1 yada 2 hafta önce tatil yapacağız. Bu bizim için biryandan sevindirici biryandan düşündürücü. 1-2 hafta öne alınması demek bütün sınavlarımızın peşpeşe olması yani çalışacak zaman kalmaması demek.

Bu erken bir tarihe alınma uzatma gibi anlaşılmasın, tatil 15 gün ise 15 gün olacak yine. 2 hafta eklenmeyecek yani… Bakarsın uzatırlar belli mi olur.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Yazık…

Geçenlerde Milliyet gazetesinin yayınladığı ve İngiliz Bilim adamlarının araştırmalarına dayandırdığı “Gelecek 50 Yıl içinde Neler yok olacak?” haberine rastladım. Çok ilgimi çekti biraz bakındım. Hep bilindik şeyler… Yok efendim herşey dokunmatik olacakmış mouse’lar ortadan kalkıcakmış, DVD’ler tarih olacakmış falan da filan…

Yıl sırasına göre ilerliyordum 2027 yılına gelmiştim. Bilin bakalım ne kaybolacakmış? Mahremiyet…

Hiç bir özel hayatın olmadığı, herkesin herşeyi normal karşıladığı, evlilik denilen olayın tamamen ortadan kalktığı, kaba tabirle kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir hayat. İnsanlar artık özeli gördükleri insanları paylaşacak, haya ayaklar altında bile görülemeyecek. Zaten bu gidişinde sonu oraya varmıyor mu? Allah bana o günleri göstermesin…

 

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/galeri/yeni/goster.asp?galeriid=7732